top of page
Search

Tradwife Akımı: Seçim Özgürlüğü mü, Ataerkinin Yeni Hali mi?

  • Eylül Duru Dama
  • Nov 21, 2025
  • 6 min read

Nefis ev yapımı yemekler, temiz mutfaklar, güler yüzlü eşler ve itaatkâr kadınlar...


Son yıllarda sosyal medyada sıklıkça karşılaştığımız geleneksel eş figürü, modern kadınlık tartışmalarında birçok kesimde zıtlaşmaya neden olmakla kalmıyor, aynı zamanda seçim özgürlüğü ve ev içi rol kavramlarını yeniden sorgulatıyor. Peki geleneksel ev içi rollerini benimsemek, ataerkil düzeni devam ettirmek midir; yoksa kendi hayatını istediği gibi yaşamayı seçebilen bağımsız bir kadının tercihi midir?


Tradwife (traditional wife) veya geleneksel eş, geçmişin geleneksel değerlerini savunan, dünyanın dört bir tarafında bulunan heteroseksüel kadınlardan oluşuyor. Bu kadınlar, kocaları işte çalışırken, evde kalan ebeveyn ve ev hanımı olma görevini üstleniyor. Gelenekçi yaşam tarzını benimsemelerindeki sebepler ise oldukça farklı. Kimisi tutumunu, dini ve politik görüşüyle ya da feminizme karşı olmasıyla temellendirirken; kimisi seçim özgürlüğü sayesinde bu hayatı seçebildikleri için kendilerini feminist olarak tanımlıyor. Oysa bu tanımlamalar yeni değil, tradwife figürünün kökenleri özellikle 2.Dünya Savaşı sonrası Amerika’da oluşturulan ‘ideal kadın’ algısına kadar uzanıyor. Bu yazıda tradwife kavramının tarihçesi, görüş farklılıkları, feminizmle olan ilişkisi ve bu olgunun modern toplumdaki yerini ele alacağız.


Tradwife kavramı ilk olarak 2020’de karantina döneminde insanların en küçük ev işinden bile keyif almaya çalıştığı zaman sosyal medyada trend olmaya başladı. Evlerinde, şık kıyafetler içinde nerdeyse bütün yiyeceklerini kendisi hazırlayan kadınlar bunu estetik bir formatta paylaştılar. Ekmekten çikolataya her yiyeceğin uzun ve meşakkatli bir süreçte yapıldığına tanık olmak insanlarda hayranlık uyandırdı. Fakat bu videolar sadece sağlıklı yiyecekler yapmaktan daha farklı bir misyon barındırıyordu. 1950’lerden fırlamışçasına yapılı saçlar ve elbiselerle ev işlerini halleden bu kadınlar her zaman güler yüzlü bir şekilde eşlerini, çocuklarını ve sahip oldukları hayat tarzını ne kadar sevdiklerini söylüyor, adeta bunu pazarlıyorlardı.  Kısa zamanda yüksek takipçi sayısına ulaşan kadınlar çok geçmeden bu videoları ‘tradwife’ , ‘geleneksel eş’, ‘geleneksel hayat’ tarzında etiketlerle paylaşarak belli bir yaşam stili ve misyonun öncüsü oldular.


Günümüzde ise sosyal medya üzerinden yayımlanan ve yaygınlaşan videolarda, kadının yuva kurucu olduğunun altı çiziliyor ve onun dışardaki iş hayatının zorluklarıyla mücadele etmesi yerine evinde ailesine hizmet etmesinin onu daha mutlu edeceğine inandırılıyor. Ülkemizde de sosyal medyada bu videoların örneklerinden görmek oldukça mümkün. Çalışan ve kocasına hizmet etmeye zaman bulamayan kadınlar eleştiriliyor, günlük uğraşlar romantize edilerek kadınlar “feminen" rollere geri dönmeye teşvik ediliyor.


Tradwife’ların çoğu moderniteyi ve modern bir düşünce olan feminizmi reddedip geleneksel aile içi rolleri savunuyorlar. Kamusal hayattan çekilip kendilerini evlerine ve eşlerine adamanın, mutluluklarının kaynağı olduğunu savunuyorlar. Hatta ekonomik özgürlüklerinden vazgeçmenin sorun teşkil etmediğini, para kazanmanın erkeğin görevi olduğunu belirtiyorlar.


“Kocamın isteklerini kendiminkilerin önüne koydum ve bu hem kendime hem de evliliğime faydadan başka bir şey sağlamadı.” (Estee Williams).


Ayrıca tradwife içerik üreticileri, yaşam stillerini yansıttıkları kitap satışı ve sponsorlu içerikler, viral videolar üzerinden ekonomik gelir elde ederek çizdikleri “geleneksel kadın” imajını bir ürün haline getiriyorlar. Çalışmamayı savunan bu kadınların sosyal medyada bir içerik üreticisi olarak para kazanmaları ise akımın içindeki ve kendi savundukları düşünceleri ile olan çelişkilerini görünür kılıyor.

Tradwife’lar genellikle tüm kararları kocalarına bırakırken, bazıları evliliği ve evi yönetmenin çalışıp para kazanmakla aynı yükü taşıdığına inanıyor ve bu durumu eşler arasında yarı yarıya bir ortaklık olarak tanımlıyor. Hatta bu görüşü savunanların çoğu kendilerinin feminist olduğunu söylüyor. Onlara göre çalışma hakkı kadar çalışmama hakkı da eşitliğin bir parçası.


Fakat bu noktada ev hanımlığının tarih boyunca norm haline gelmiş zorunlu bir kavram olduğunu, tradwife kavramının ise günümüzde bilinçli bir şekilde öne çıkarıldığını da unutmamak gerekiyor. Hepimizin aşina olduğu ev hanımları, genellikle hayat şartları ve toplumsal baskılarla bu rolü üstlenmişlerdir. Tradwife’lar için ise ev hanımlığı modern ve doğru bir yaşam tarzıdır. Lakin bu kadınların aksine, ev hanımlarının gündelik hayatı tradewife’ların romantize ettikleri hayat kesitlerinden çok uzak.


Ev işleri ve çocuklarla meşgul bir ev hanımının makyaj ve elbiseler ile kamera karşısına çıkması çok zordur. Bu durum tradwife akımının yalnız gerçek hayatı görmezden gelmekle kalmayıp, aynı zamanda hemcinsleri için yeni toplumsal beklentiler oluşturduğunu da göstermektedir. Tradwife akımı, her ne kadar özgür bir tercih olarak gösterilse de zorluklarla kazanılmış hakların yeniden düzenlenmesinde bir aracı olarak kullanılabilir.


Buna rağmen kendini feminist olarak tanımlayan tradwifelar yaşam tarzlarının politik veya dini bir misyon taşımadığı konusunda ısrarcılar. Eğer seçim yapabilmek feminizmin bize sağladığı bir özgürlükse, çalışmamayı seçmek de feminist bir hareket değil midir söylemleri, seçim feminizmine değinmemizi de gerekli kılıyor.


  Choice feminism yani seçim feminizmi, kadınların yaptıkları tüm tercihlerin doğası gereği feminist olduğunu savunan yaklaşımdır. Bir kadının kendi hayatı ve bedeni hakkında kendi kararlarını verebilmesi çok uzun yıllar boyunca bir lükstü, ve bazı kadınlar için hâlâ öyle. O yüzden günümüzde bir kadının seçim yapmasının önemi büyük ve haklı olarak savunulan bir konu. Seçim feminizmine bireysel alanda baktığımızda kadınlar için gerçekten özgürleştirici. Yine de toplumsal açıdan baktığımızda yapılan her seçim kendi isteğimiz doğrultusunda ya da sadece kendimiz için yapılmıyor. Bir kadının çalışmama ve ev işlerini üstlenme kararını vermesi çok doğaldır. Lakin diğer kadınları da etkileyebilecek veya toplumun algısını değiştirebilecek hareketlerde arka plana inmemiz gerekiyor. O tercih kadının gerçek isteği midir yoksa hükümetler, kurumlar ya da en temel oluşum olarak ailesi tarafından ona empoze mi edilmiştir?


Oluşumlar tarafından dayatılan fikirlerin, kadınlar üstünden şekillenmesine tarihten aşinayız. Nihayetinde Tradwife akımı da, sadece akım ya da belli bir kesimin benimsediği yaşam stili olmaktan öte bazı dini ve siyasal topluluklar tarafından benimsenmiş bir harekettir.


Dini bağlamda Tradwife akımının savunucuları olan Mormonlar, eşe itaat ve geniş aile gibi değerleri benimserken kadınların kendilerini tamamen ailelerine adamalarını ve bununla cennete yaklaştıklarını savunan bir Hristiyan mezhebidir. Mormon ailelerde ev işlerinden ve çocukların bakımından sorumlu olan kadınlardır. Kadınların görevleri Hristiyan ilkelerini takip ederek dindar ve geleneksel rollere uyan büyük bir aile kurmaktır. Bunun dışındaki kişisel ilgi alanlarına (eğitim, hobiler, entelektüel gelişim...) zaman harcaması ya da ev dışında çalışıp para kazanması beklenmez. Erkekler ev dışında çalışarak para kazanır ve ağır bir iş olmadığı sürece ev işlerinde rol üstlenmez. Kadınlar görünüşte hayatlarından memnundur ve görevlerini mutlulukla yerine getirirler.


“Burada gizlice bir refah müjdesi düşüncesi var. Bu yaşam tarzını yaşarsanız, Tanrı’nın sizi bir kadın olarak yapmaya çalıştığı şeyi yaparsanız, o size güzel bir ev, güzel bir aile, güzel bir çevre, güzel bir vücut sağlayacaktır.” (Kelsey Kramer McGinnis).


Siyasal bağlamda ise Trump ve destekçileri tarafından da geleneksel cinsiyet rollerinin geri inşa edilmesi savunulur. Bakış açıları, eğitimli ve ekonomik bağımsızlığı olan kadın imajı yerine sabırlı eş ve anne modeliyle feminizme karşıt bir konumdadır.  Donald Trump’ın başkan yardımcısı JD Vance’in 2022 yılında attığı tweet, hükümetlerin zor çalışma koşullarını düzeltmek veya çalışan anne babaları destekleyecek eğitim ve hizmet yatırımları yapmak yerine genellikle kadınların seçimlerini sorgulayıp onları nasıl hedef gösterdiğinin güzel bir örneği.


“Eğer dünya görüşünüz, kadınların anne olmasının kötü olduğunu ama New York Times veya Goldman Sachs’taki bir büroda haftada 90 saat çalışmanın özgürleştirici olduğunu söylüyorsa, kandırılmışsınız demektir.” 


Bu popülist sağ söylemlerinin örneklerini Türkiye dahil başka ülkelerde de görmek oldukça mümkündür. Siyasetçilerin ve din adamlarının yaklaşımları ve verdiğimiz diğer örnekler, günümüzdeki kadınlık rollerini, siyasetçilerin ve din adamlarının şekillendirmek istediği oldukça aşikâr. Eğer geçmişe bakarsak o zamanda da istenilen kadınlık rolünü ve bu doğrultuda yapılan uygulamaları görebiliriz.


Tradwife hareketinin savunucusu olan kadınların ve sağ merkez politikayı benimseyen muhafazakâr kesimin ilham kaynağı olan çiftlik hayatı ideali kökenini 19.yüzyıldaki Homestead Yasası’na dayandırır. Bu yasa, çoğunluğu siyahi olan yerel halkın arazilerini “boş" ilan ederek bu toprakların beyaz Amerikalılara dağıtılmasına neden olan ve Batı genişlemesi adı altında yerli soykırımı ve ırksal ayrımcılıkla iç içe geçmiş devasa hükümet sübvansiyon programının sonucuydu.


Diğer ilham kaynakları olan “Beyaz Amerikan rüyası” olarak da bilinen ideal Amerikan ailesi, çitlerle çevrili bir ev ve 2 çocuklu, mutlu, orta sınıf bir çekirdek aile imajını resmediyordu. Temelinde daha çok çalışmayla herkesin daha zengin olabileceğini savunan bu rüya; hükümetin savaştan sonra izlediği, siyahileri ayrıştıran ve sınıfsal eşitsizliklerle dolu bir propagandaya dönüştü.


II. Dünya Savaşı sırasında kadınlar, savaş ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda iş gücüne katılmış, itfaiyecilikten radar operatörlüğüne kadar birçok iş dalında görev alıp büyük ilerleme kaydetmişlerdi. Ancak savaş bitmesiyle erkekler dönünce roller tekrar değişti. Her ne kadar kadınlara iş alanında eskisine göre daha çok yer açılmışsa da hükümet, aile politikalarını geleneksel çekirdek aile modeline göre şekillendirmekte kararlıydı. Savaş sırasında kadınları çalışmaya çağıran propaganda ajansları şimdi “geri dönen erkeklerin iş sahibi olması için kadınların işlerini bırakmasının erdemlerini” övüyordu. Savaş sonrası kayıtlara göre gerek konut sübvansiyonları gerek iş gücünden kadınları çıkarma hareketi çok sayıda beyaz Amerikalı kadının ev hanımı olarak yaşamasını ekonomik olarak kısa bir süreliğine mümkün kıldı.


Baktığımızda tarihsel olarak devlet destekli olan bu “ev içi kadınlık” ideali, günümüzde kadınların bireysel tercihi gibi gösterilerek tekrar pazarlanıyor. Ancak bahsettiğimiz üzere geçmişi ekonomik eşitsizliklere, cinsiyetçiliğe ve ırkçılığa dayanan bu yaşam stili şimdi de benzer sınırlılıklar taşıyor. Tradwife akımı ev hanımlığını kutsallaştırarak ve toplumsal sorunları bireysel tercihlermiş gibi sunarak, kadınların özgürlüklerini değil, bir noktada yeniden şekillendirilmiş sınırlarını temsil ediyor.


Sonuç olarak, tradwife akımını yalnızca nostaljik bir yaşam biçimi ya da sosyal medya trendi olarak görmemiz yanıltıcı olur. Bu akım hem bireysel düzeyde kadın kimliğiyle hem de toplumsal düzeyde sınıf, ırk ve cinsiyet eşitliğiyle ilgili daha derin yapısal sorunlara işaret ediyor. Kadınların evde kalmayı seçme hakkı elbette vardır; ama bu “tercihin” gerçekten özgür olup olmadığını anlamak için içinde bulunduğu tarihsel, ekonomik ve ideolojik bağlamın sorgulanması gerekiyor.

 
 
 

Recent Posts

See All
Kadın Mağaracılar - HÜMAK Röportajı

HÜMAK’ı kısaca okurlarımıza tanıtabilir misiniz? HÜMAK 1988‘de bir grup öğrenci tarafından Hacettepe Üniversitesi’nde kurulmuş bir mağara keşif ve araştırma topluluğudur. HÜMAK’ı açıklayabilmem için

 
 
 
Swan’s Heavy Wings: Black or White? ...and both...

Centuries are spent by dilemmas which were presented to society behind a Dualism mask. Yet this dilemmas’ burden was mostly carried around by women, since even the body suffered against the mind for i

 
 
 
Style

Clapping sounds in the background As I put my concealer on The blush will turn me into a cute one Yet the lips are tricky Too easy to categorize Thus must be careful Not too red Not too big Nor small

 
 
 

Comments


bottom of page