The Cave Belgeseli Üzerinden Savaşın Gölgesinde Kadın Olmak
- Gamze Özen
- Nov 21, 2025
- 4 min read
The Cave, Feras Fayyad yönetmenliğinde, Fayyad ve Alisar Hassan tarafından yazılmış 2019 yapımı bir belgeseldir. Belgesel, Suriye'nin Doğu Guta şehrinde bir yeraltı hastanesinde geçmektedir. Akademi Ödülleri adaylığı ve birçok festivalden ödül alan The Cave uluslararası alanda yankı uyandırmıştır. Belgeselin merkezinde, bir yeraltı hastanesinde görev yapan doktor Amani Ballour ve ekibi yer almaktadır. Suriye İç Savaşı'nın kaotik ortamının içerisinde kadın doktorların hem savaşa hem de toplumsal baskılara direnişini göstermektedir.
”The Cave” ismi de buradan gelmektedir: hem savaşın hem de toplumsal baskıların yer altına ittiği hayatlar. Belgeselde gözlemci kamera kullanılarak izleyici doğrudan olayın içine çekilir ve kamera dar ve klostrofobik alanlara odaklanarak savaşın ve toplumsal baskıların fiziki metaforunu sunmaktadır. Yer yer sessizlikler, patlamalar, nefes alışverişler ve ağlamalar ile duygu doğrudan izleyiciye aktarılmaktadır. Karanlık ve soğuk tonların hâkim olduğu belgesel, korku ve sürekli tehdit altında olma durumunu renkler ile de anlatmaktadır. Belgesel, izleyicilerini duygusal olarak manipüle etmektense kadınların duygusal ve mesleki yükünü yalın bir biçimde aktarmaktadır.
Kadınlar belgeselde sadece kurban ya da savaş mağduru değil; lider ve emekçi. Doktor Amani, erkek egemen toplumda sorumluluk alan ve kriz anını yöneten bir figürdür. Hemşire, eczacı gibi kadınlar ise emekçi figürleri temsil eder. Kadınlar savaşın yükünü bir yandan taşırken diğer yandan iş hayatındaki mobbing ve toplumun kadınlara biçtiği rollerle de mücadele etmektedir. Savaş temalı belgesellerdeki kadınları ikinci plana iten ve korunmaya muhtaç algısını kıran belgeselde kadınlar edilgen yapıdan çıkarılarak sorumluluk alan ve koruyan, aynı zamanda savaş sebebiyle sıkışmış çok katmanlı bir figürü temsil etmektedir. Bu belgesel, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin savaş ortamında da sürdüğünü ve uluslararası hukukun korumayı amaçladığı kadınların sahada ne tür zorluklarla karşılaştığını yalın ve gerçekçi bir biçimde anlatmaktadır.
Krizde kadın olmak
The Cave belgeseli, savaşın ve toplumsal kalıpların kadınlar üzerindeki çok katmanlı baskılarına odaklanmaktadır. Doktor Amani gibi lider pozisyonundaki kadınların olmasının toplum tarafından sorgulandığını görüyoruz. Bu gibi liderlik görevlerinin “erkek işi” olarak görülmesi kadınların pasif bir pozisyona itilmesine sebep oluyor. Kadınların şefkatli, duygusal ve fedakâr olmasını bekleyen toplum, profesyonelliklerini görmezden gelerek kadınları ikinci plana itiyor. Aynı zamanda Doktor Amani, erkek meslektaşları tarafından da cinsiyeti sebebiyle mobbinge maruz kalıyor ve işini iyi yapabildiğini kanıtlamak zorunda kalıyor. Doktorluk gibi insanlara yardım ve şefkati gerektiren bir mesleği yaparken kadınlara yüklenen “anaç olma” kimliğinden dolayı yaptığı fedakârlık toplum tarafından yapmak zorunda olduğu bir şeymiş gibi hissettiriliyor. Belgesel, savaşın fiziksel riskleri kadar bu gibi psikolojik etkilerine de odaklanıyor. Kadınlara, çocuk ve diğer insanlara koruyucu, fedakâr davranma görevleri yükleniyor. Olası bir risk veya çatışma durumunda erkek doktorlar kaçarken kadınların kalması bekleniyor. Belgeselin bazı sahnelerinde Doktor Amani duvara sırtını yaslıyor ve bu anlar kırılganlığı gizlemek için yalnızlaşmayı gösteriyor. Tıbbi yetersizlikler, tıbbi müdahalenin mağarada yapılması, yetersiz ışık, su, hijyen ürünleri kadınları daha da dezavantajlı pozisyona getiriyor. Ayrıca hamile hastalara müdahale edecek yeterli ekipman bulunmuyor ve doğumlar hijyenik olmayan ortamlarda gerçekleşiyor. Doğum yapan annelerin hem kendileri hem de çocukları için duyduğu korku, travmayı ikiye katlıyor. Böyle bir durumda ise yine kadınlardan psikolojik destek olması bekleniyor ancak bu yaptıkları için bazen bir teşekkür bile alamıyorlar çünkü bu, kendilerine bir fedakârlık değil de görevmiş gibi yükleniyor. Aynı zamanda hem dışarıdan gelen riskleri hem de toplumsal baskıların kadınlardaki yabancılaşma hissine vurgu yapan The Cave yalnızca bir savaş belgeseli değil kadınların yüzyıllardır maruz kaldığı problemleri gözler önüne seriyor.
Kadın haklarının savaşlarda korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler
Cinsiyet temelli şiddetler savaş sırasında otorite boşluğu ve belirsizlik sebebiyle daha fazla artıyor. Bu durumlar için uluslararası alanda kadınları korumaya ve barış sürecine dahil etmeyi amaçlayan birçok adım atılmıştır. Bunların başında gösterilebilecek düzenleme Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2000 yılında kabul ettiği 1325 sayılı karardır. BM bu karar ile kadınların savaş anında özgül ihtiyaçlarının karşılanması, korunması ve barış süreçlerine aktif katılımını amaçlamaktadır. Kararın dört temel unsuru: katılım, koruma, önleme ve yeniden inşadır. Doktor Amani’nin lider pozisyonunda bulunması da katılım sürecine bir örnek teşkil eder. Ancak uğradığı mobbing, duygusal baskılar bu kararın sahada ne karar etkin olduğunu sorgulatır.
Kadınların savaş gibi olağanüstü durumlarda haklarını korumaya yönelik bir diğer uluslararası adım ise CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi). Bu sözleşmenin amaçları daha geneldir; ayrımcılığı önlemek, eşitliği sağlamak, ataerkil düzen ile mücadele. CEDAW kadınların mesleki alanda da toplumsal alanda da eşit olmasını amaçlamaktadır. Ancak Doktor Amani'nin erkek meslektaşları tarafından uğradığı mobbing, toplumun onun yaptığı işlere erkek işi bakışı ve anaçlık, fedakârlık beklentisinden kaynaklanan duygusal baskılar bu sözleşmenin uygulamada henüz oturmadığını göstermektedir.
Uluslararası savaş hukukunun temellerini oluşturan Cenevre Sözleşmeleri de kadınların savaş durumundaki mağduriyetlerini yönelik bazı hükümler içermektedir. Tecavüz, cinsel şiddet gibi durumları yasaklayan maddeler bulunmaktadır. Ancak yalnız belgeselimizin konusu olan Suriye İç Savaşı sırasında değil, yaşanan her türlü savaş ve toplumsal güvenin zedelendiği anlarda kadınlar istismara maruz kalıyor. Ayrıca Cenevre Sözleşmelerindeki tıbbi yardımın sürekliliği ve sağlık görevlilerinin korunmasına yönelik madde ise belgesel sırasında yaşanan sağlık sistemindeki krizin, bir mağaranın hastane olarak kullanılması ve sağlık görevlilerinin tehlike altında çalışması bu maddenin uygulanmasını sorgulatıyor.
The Cave bir savaş trajedisinden çok daha fazla şeyi izleyiciye ulaştırıyor. Kadınların olağanüstü durumlarda liderliği üstlenişi ve kriz anında dayanışma ile bir direnç yaratmasını ve kadınların yalnızca yardım eden, destekleyici pozisyonda değil aynı zamanda karar alıcı, aktif direniş göstermesini gerçekçi bir şekilde anlatıyor. Aynı zamanda Doktor Amani'nin erkek egemen yapıya rağmen liderlik yapması; cinsiyetçi söylemlere, cinsiyet temelli mobbinge, mesleki dışlanmalara rağmen işini sürdürmesi ataerkil yapıya karşı bir direnişi temsil etmektedir. Kadınlara yüzyıllardır dayatılan “kırılgan” sıfatının değil, sistemin yükünü çeken ve sorumluluk alan pozisyonun ön plana çıkarıldığı belgeselde, kadınların yalnızca korunması gereken varlıklar değil; hayatta kalmanın ve tutmanın, direnişin, yeniden inşanın temel aktörleri olduğunu gösteriyor. The Cave, kriz anında cinsiyet temelli baskıların ve dışlanmaların nasıl arttığını gösteren, umudun hayattan kalmaya çalıştığı karanlık bir sığınağı temsil eder.
_edited.png)
Comments