Savaş Zamanlarındaki Tecavüzlerin Mizojinist ve Kültürel Kökleri
- İrem Demirkol
- Nov 21, 2025
- 3 min read
Savaşlar insanlığın binlerce yıldır yaşadığı bir gerçeklik. Bu soğuk gerçeklik değişen nesiller ve ilerleyen teknoloji ile çeşitli görünümlere sahip olsa da izleri binlerce yıldır her coğrafyada aynı. Savaşın ölümleri, yoksulluğu ve kalıcı sakatlıkları beraberinde getirmesi her zaman göz önünde, kabul edilen ve üzerine de çokça konuşulmuş kabullerdir. Yaşanan kayıpların yasını birlikte tutmak, açılan yaraları birlikte sarmak ve bu acıları özellikle yetişen nesillere aktarmak, savaşı takip eden doğal bir süreç olarak kabul edilir. Ancak yıllar boyu mağdurların yaralarını sarmasında toplum desteğinin esirgendiği ve fısıltılarla konuşulan bir savaş gerçekliği daha vardır: tecavüzler.
Ataerkil bir düzenin hüküm sürdüğü dünyamızda, mağdurlar savaş zamanı yaşadıkları tecavüzlerin ardından aldıkları bu en derinden zarar üzerine konuşamamıştır. Barış zamanlarında yaygın görülen cinsel suçlarda mağduru suçlama motifi savaş zamanında daha az görülse de toplum, mağdurlara ihtiyaç duydukları görünürlüğü ve desteği sağlayamamıştır. Bu sonucun doğmasında hem mağdur sayısının fazla olması hem de konunun bir tabu gibi görülmesi etkili olmuştur. Savaşın yarasını savaş alanında alan insanlara gazi denilirken, savaş yarasını bedeninde alan tecavüz mağdurları için toplumda böyle bir algı yoktur. Kadınların ve kız çocuklarının savaş zamanında yaşadığı cinsel saldırıları dile getirmesi, maskülen savaş anlatıları gibi gururla karşılanmamış, sessizleştirilmiştir. Sessizlik, mağdurların toplumdan dışlanmasının ilk basamağını oluştururken faillerden hesap sorulmasına da engel olmuştur. Mağdurların mahkûm edildiği sessizlik, yaşadıkları geleneksel ve mizojinist toplumun kabullerince artık düşmanca kirletilmiş olduğu düşüncesiyle kendi zihinlerinde baş başa bırakmaktadır. Savaşlar sona erse dahi kadınlar için barış gelmemektedir.
Uzun yıllar boyu süregelen yaygın inanışın aksine savaş zamanındaki tecavüzler rastlantısal ya da bireysel sapmaların sonucu değildir. Ataerkil toplumların cinsiyet rejimleriyle örtüşen bir savaş aracıdır. Susan Brownmiller’ın “Against Our Will” kitabında belirttiği gibi insanlığın savaşı ilk keşfettiği zamanlardan bu yana kadının tüm varlığının erkeğin mülkü ve devletin ideolojik bir aracı olarak görülmesi karşımıza çıkar ve tecavüzler, bir cinsiyetin diğerine karşı açık savaş ilanıdır. Barış zamanında tecavüzler nasıl erkeklerce kadınlara karşı bir egemenlik aracı olarak kullanılıyorsa savaş zamanında da düşman erkekler tarafından gösterilmeye çalışılan iktidar gösterisi ve kadınlara karşı bir ceza haline gelir.
Kadının "millî rahim" olarak konumlandırılması, onu hem korunması gereken bir simgeye hem de düşman tarafının aşağılanması gereken bir nesnesine dönüştürür. Böylece tecavüz, hem bir kadını hem de o kadının ait olduğu toplumu aşağılamanın bir yolu olur. Yani tecavüzler düşman askerlerinin kontrolsüzce yaşadığı şehvet veya tutku gibi duygularından değil, tüm mizojinist toplumlarda kök salan bu düşünceyi bir savaş aracı olarak kullanma motivasyonuna dayanmaktadır. Erkeklik, savaşın merkezinde yer alırken kadınlık hem savaş ganimeti olarak metalaştırılır, hem de düşmanı aşağılamanın yolu olur.
Kadının bir birey olarak varlığının değil, bedeninin ulusun bir parçası, hatta ta kendisi olarak görüldüğü toplumsal yapılarda, cinsel saldırının hedefi yalnızca kadın değildir; onun "temsil ettiği" din, etnik grup, aile ve onur da bu saldırıyla aşağılanır.
Bu düşüncenin en somut kanıtlarını belki de Bosna Hersek soykırımında ve savaş öncesi Sırp propagandalarında görmekteyiz. Bosna Hersek’teki Ortodoks Sırplar, Katolik Hırvatlar ve Müslüman Boşnaklar arasındaki gerilim henüz yokken dahi Sırp anlatılarında, özellikle savaşlarla ilgili sözlü edebiyat ürünlerinde en şerefli ve yüce kadın karakterlerin doğurganlık özelliğiyle öne çıktığını ve övüldüğünü görmekteyiz. Savaş öncesinde ise Sırp medyasında ve politik konuşmalarda sıklıkla düşman olarak görülen Boşnak ve Katolik Hırvatların nüfus artışı karşısında Sırp kadınlarının doğum yapmasının bir milli sorumluluk olduğu anlatılmıştır. Kadınlara kutsallık annelik ile atfedilmiş modernleşen ve toplumca kendilerine biçilen rolü yerine getirmek yerine şahsi yaşamı ve kariyerini önceleyen Sırp kadınları aşağılanmıştır. O dönemde topluma karşı kullanılan en büyük korku araçlarından bir tanesi de Bosnalı barbar Müslümanların Sırp kadınlarına tecavüz edeceği senaryolardır. Hareketli ve savaşın sık görüldüğü bir coğrafyada yer alan Sırplar için neslin sürdürülmesinin kıymeti anlaşılabilir olsa da kadınlar bu bağlamda birey olarak görülmekten çıkmış ve yalnızca rahimleriyle var olabilen varlıklar statüsüne girmiştir.
Savaş başladıktan sonra ise kamplarda Bosnalı kadınlara uygulanan sistematik tecavüzlerle ulus yaratma amacıyla hareket edilmiştir. Hamile kalan Bosnalı kadınlara diğerlerinden daha fazla yemek verilip, düşük yapmasını fiziksel olarak engelleyen koşullarda tutulurken, hamile kalmayan kadınlar insanlık dışı işkence ve tecavüzlere maruz kalmaya devam etmiştir. Kendi kültür ve politikalarında kadınlar üzerinde var olan millî rahim algısı, savaşta Boşnak kadınların rahimleri ve bedenlerini aşağılayarak Boşnak milleti ve erkeklerini aşağılama güdüsüyle silahlaştırılmıştır.
Dünya üzerindeki savaşlarda binlerce yıldır aynı veya benzer motiflerle kadınlara tecavüz edilmekte. Ancak hem toplumsal tabular hem de erkek egemen zihniyetin taciz/tecavüzlerin güç ve baskı kurma motivasyonunu ısrarlı göz ardı etmesi sonucu, savaş zamanı tecavüzler uzun süreler boyu askerlerin bireysel sapma davranışları olarak görülmüştür. Farklı milletlerden olan kadınların kaderlerini savaşlarda etkileyen tek faktör hangi milletin mülkiyetinde görüldüklerinden başka bir şey olmamıştır. Bosna Hersek’te yaşananların ardından dünyada savaş zamanı tecavüzlerin sistematik olabildiği ve hatta soykırım saiki ile kullanılabileceğinin kabulü geniş yankı uyandırdı.
Feminist akademisyen ve yazarlar, egemen devletin hayallerinin sıradan gündelik eylemlerle nasıl üretildiğini ve devletin hayallerinin ve performanslarının nasıl karşılıklı olarak kurucu olduğunu araştırmış ve anlatmışlardır. Savaş zamanlarındaki tecavüzlere bu perspektiften yaklaştığımızda da mizojinist kültürlerde yer alan gündelik yaşamdaki konuşma espri ve küfürlerin, medyada karşılaşıp normal karşıladığımız pratiklerin tıpkı bir kar topundan çığ yaratırcasına yol açtıklarını görmekteyiz.
_edited.png)
Comments