top of page
Search

Mezopotamya’dan Türkiye’ye Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Toplum ve Aile

  • İpek Karaçocuk
  • Nov 21, 2025
  • 5 min read

Toplumun en küçük yapı taşı aile, ailenin ise insandır. İnsanı ve insanın var oluş hâlini, aileyi; aile ve nesil devamını ise toplumu oluşturur. Bu okuyacağınız dergimizdeki yazımda, önce coğrafyamızdaki tarihten günümüze insanlığın, ailenin ve toplumun içinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin yerini, önemini ve gelişim geleneği üzerinden anlatacağım. Bu yazıyı toplumsal cinsiyet eşitliğine önem vermeyen veya desteklemeyen okuyucularımıza farklı bir perspektif; inanan ve destekleyen okuyucularımızla derin bir yolculuk olarak görmekteyim.


Öncelikle hiçbir toplumsal konu yakın zamandan başlamaz veya toplumsal bir konunun perde arkası ve tarihi vardır. Çünkü konu insan ise, insanlığın coğrafyaya, politikalara, sistemlere, dinlere, kültürlere, eğitimlere ve var oluşan anlayışa göre kabul, konum ve oluşturduğu aidiyet yaşantısı ve geçmişi vardır. Burada konuşabileceklerimizin, kendim yazarken sizde sorgulayıcı, objektif, en yargılanan veya herhangi bir ideolojinin alanında değil, “Ben kimim ve nasıl kimim?” sorusuyla karşılaşacağınızı söylemek isterim. Bizim yolculuğumuzu oluşturduğumuz “bizi”, bizi oluşturan toplumun yolculuğudur. Her coğrafyanın ve devletin toplumunda farklı kültürler, dinler, felsefeler, bilim eserleri ve daha birçok özellikle yaşamın içinde var olmuş ve yaşamı şekillendirmiştir.


Peki, var olduğumuz dünyada ve yüzyılda insanlar ve toplum için hangisi insani doğrultudadır? Tabii ki bu sorunun cevabı, aklınıza gelen düşünce gibi ilk öznel bir yaklaşımı var edebilir. Burada unutmamalıyız ki insanlar aileyi, aileler toplumu, toplumlar ülkeyi, ülkeler ise dünyayı şekillendirir.

Ön yazımda kitlesel ve kapsayıcı durumların önemini belirtmek, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Aile Yapısının” başlığının derinliğinin “popülerite”ye sığdırılan bir durum olmadığını anlatma isteğimdendi.

 

Mezopotamya ve İslamiyet Öncesi Anadolu Topraklarında Toplum Yapısı

Yaklaşık olarak M.Ö. 2. binyıl-M.S. 7. yüzyıl arasında coğrafyamızda var olan milletlerin toplumu ile aynı tarihlerde, aynı coğrafyada var olan Mezopotamya toplumuna ve aile yapısına bakacağız. Bu iki seçimimin nedeni, topluluklar arasındaki farklılıkların aynı coğrafyada yer edinmiş olması. Bir durumu göz ardı etmemeniz gerektiğini unutmadan söylemek gerektikçe tarihi koşullarıyla değerlendirilerek rasyonelleştirilen koşullara göre gelişebileceğini unutmamalıyız.


Sümer, Akad, Babil ve Asur gibi medeniyetlerde, devletler Mezopotamya coğrafyasında var olmuş, mutlak krallıkla yönetilmiş ve temelde tanrı kutsallığı verilmiştir. Hiyerarşik sistem mevcuttur ve var olmuştur. Kadınlar genellikle yönetimde ve karar alma mekanizmalarında etkisiz konumdadır. Bazı durumlarda (Babil’de Semiramis efsanesi) yalnızca sembolik olarak yer almışlardır. Hammurabi Kanunları gibi hukuk sistemlerinde ise kadın, erkeğin malı kavramına gelen konumdadır. Aile yapısı ve devlet başkanında baba kral, anne ve çocuk ise “tebaa”dır. Çok eşlilik (poligami) yaygındır.


İslamiyet öncesi Anadolu topluluklarında ırkların bağlantılı olduğu, beraber oluşmuş milletlerde ise yönetim biçimi boylar federasyonu ve kağanlık sistemindedir. Mecliste boy beyleri ve kadınlar var olmuştur. Devlet anlayışı beraberce yönetime ve istişareye dayanarak kolektif akıl ve töre anlayışında var olmuştur. Kadın sadece aile içinde değil, kamusal ve siyasal alanda da yer almış, karar mekanizmasında tanınmıştır. Bu eşitlik, “tamamen eşit” anlamında olmasa da politik, siyasal yorumlardan yer almış, etkili olarak kabul edilmiş ve mecliste tanıtılmıştır. Coğrafyamızda bilindiği gibi Tomris Hatun M.Ö. 6. yüzyılda İskit Türklerinin hükümdarı olarak devleti tek başına yönetmiştir. Töre sadece erkek özelinde değil, kadının bilgisinde de taşıyıcısıdır. Kadın ve erkekler çocuktan, nesilden ve devlet bilincinden sorumludur. Yazımın devamında sizi daha çok sıkmadan yakın tarihimizde konuşarak yeni bir alana geleceğiz.


Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Coğrafyamızda İnsan, Aile ve Toplumdaki Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Varoluşsal Yerimiz

Osmanlı Devleti döneminde yönetim şekli şeriat olmuştur. Farklı dinler ve milletlerin çeşitli haklara sahip olduğu bu sistemde dini esaslardan ve ataerkil sistemden beslenilmiştir. Kadınlar ev alanına yöneltilmiş; kamusal alana erişimi sınırlı tutulmuş, eğitim ise medrese gibi dini ve erkek egemen alanlarda kısıtlanmıştır. Kadının sosyal hakları ise miras hakkı, boşanma hakkı gibi sınırlı söz sahibi oldukları yerlerde oldukça kısıtlanmış seviyededir. Harem politikasında kadınlar yer edinmiş, emeklerinin fazla oldukları aile yapısında da söz sahibi erkek olmuştur. Aynı dönemdeki toplumsal alanda benzer dini kurallara sahip olunmasına rağmen farklı hukuki kurallara sahip İngiltere, Tudor ve Stuart Dönemi’nde ise (16-17. yüzyıllar) kadının yerini eşit konumlandırmasa da sosyal alanı geniş, okuryazarlığın artmaya başladığı, politika ve sanat alanlarında kadınların var oluşu görülmüştür. Ancak burada da boşanma hakkının sınırlı olması gibi “kadın erkeğin malıdır” anlayışına rastlanmaktadır. Topraklarımıza sosyolojik ve hukuksal alanda tam olarak yerleştirilememiş olsa da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile Mustafa Kemal Atatürk’ün “Modernleşme Projesi” doğrultusunda 1926, 1930 ve 1934 tarihlerinde Medeni Kanun, kadınların belediye seçimlerine katılması, genel seçimlerde seçme ve seçilme gibi haklar tanınmıştır. Medeni Kanun ile çok eşlilik yasaklanmış, miras ve özel mülk alanında değişiklikler yapılmış, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ilerleme ve gelişim kaydedilmiştir. Dünyada ve insanlık düzeninde bir ihtiyaç olan bu adımlar devletlerden kadınlara armağan değil, kadınların kendi haklarını alınması olarak görmemiz gerektiğini söylemeden geçmek istemem. Kaynaklardan da erişebileceğiniz bu yere kadarki aktarımlarımı geçmişten bugüne aynı veya yakın zamanda oluşan ama farklı özelliklere ve düzene sahip coğrafyamızdaki ve dünyamızdaki bize yüklediği yaşamın yapı taşlarındaki farkındalığı konuşmak amacıyla yapılmış bir yolculuktur.

 

Tarihte, Dünyada, Ülkemizde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’nde Var Olan ve Var Olacak “Ben”

Aynı tarihlerdeki farklı devletlerin ve farklı toplumlarının sistemlerini ve aile yapılarını konuştuk. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki bölgelerde de (Karadeniz, Güneydoğu, Marmara, Ege vb.) farklı kültürler, farklı milletler, farklı dinler, farklı sosyo-ekonomik yaşama ve aile yapısına şahit olmaktayız. İnsanın benliğinin, kimliğinin de inşası bu yönlerde şekillenmiştir.


Peki, coğrafyamızın ve dünyamızın sahip olduğu anlayış, hangi insan yapısına ve kavramına uygun bir ideolojik var oluşum, bizi biz yapar ve doğrusal refaha erdirir? İnsanın hayatında kutsal anlamda görüp yaşamının ana merkezine yerleştirdiği kutsal metinler ve dinler bile farklı yorumlanıp yaşatılırken, bizi biz yapacak insan yaşamında herkesi var edecek bir toplum sözleşmesi mi gerekliydi? Ya da bir evrensel insan hakları anlayışının yerleşimi mi? İnsan doğumdan ölüme her alanda farklı algılara sahip olabilirken, nasıl kendinden başkasının yaşamında söz hakkı sahipliği görebilir ki? Normlar, bizi oluşturan sosyolojik gerçekler doğuştan gelmez; zamanla öğrenilir, içselleştirilir ve yeniden üretilir. İnsan, dünya, aile, toplum ve sistemlerde oluşan gerçeklerimiz bizi farklı değişimlere sokabilse de, insan ölüme kadarki yolculuğunda gelişir ve değişebilir.


Bu anlayışlarımızın ve sorularımızın sonucunda cinsiyete dayalı kadın veya azınlık olarak görülen LGBTQ bireylerin yaşadığı fiziksel, psikolojik şiddetlerin ve ölümlerin yaşantıların yanında bize verilen normların dayatmasıyla kadınların kontrol edilmeye çalışılması, cam tavan ve uçurum sorunlarının yaşanması, ilişkilerde ve medyada birçok yerde gördükleri psikolojik şiddet ve kalıplaştırılarak dayatılan kimlik ve yaşam biçimleri, ahlâkın ve namusun kaftan gibi biçildiği, daha birçok sorunun ve durumun yanında erkeklerine bu patriyarka düzeninde ise ev yükünü ekonomik anlamda üstlenme dayatması, iş zorunluluğu, yaratılan güçlü kavramına uygun olabilmek için duyguların saklanması, bastırılması, öfke problemleri, kontrol sağlama çabası, anneliğe kutsallık atfedilip babalığa kutsal bakılmayan gibi birçok sağlıklı olmayan toplumsal normlar mevcuttur. Kadının ve erkeğin, özellikle Türkiye’de kadının; bedeni, yaşamı, hayatı, ahlâkı üzerinde öznel ve insana dayalı normlarla var olduğumuz yerde “Ben ve biz gerçekten kimiz?” ya da “Kim olmalıyız?” Zamanın aktığı ve her şeyin, her yıl oluşumundan bugüne değiştiği dünyada, toplumsal cinsiyet eşitliği her alanda bizle beraber iken sosyolojik ve hukuksal alanda ve düzende biyolojik gerçekler diye konuşulan sürümlerin kimlik ve normlarla bağlantısı bile kurulamamışken, ne bu anlamama çabası? Oysa her kesimin tarafı bunun sorunlarını yaşıyorken; tarihte ve günümüzde beraber, eşit, kendimizi ve insanlığını var eden evrensel insan hakları ile herkesin daha yaşanabilir, barışçıl bir dünya inşa edebilecekken neden bireyden bireye farklı olabilecek normlar ve yaklaşımlar sorun getiriyor? Bunların hepsini önce kendimizle, sonra ailemizle, sonra ise toplumumuzda var ve yok etmeliyiz. Aynı şekilde, ülkeler de modeller ile dünyada belirli düzenlerle ilerleyen bir yolculukta iken insan nasıl ayrı kalabilir? Neden 2014 yılında yaşadığımız sorunlara karşı bir çözüm olarak sunulan, girdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında çekilme kararı alalım?


Unutmayın, bu yazı herkesin yazısı; bu başlık her bireyin başlığı. Sorgulayan, kendini var edebilen, düşünebilen, çözümleyebilen ve bunu yaşayabilen, yaşatabilen birey, bireydir. İnsanlığa ve kendimize uygun, yolculuğumuzun bitmeyeceği daha aydınlık ve doğru günler bizim olsun.

 

 

 
 
 

Recent Posts

See All
Kadın Mağaracılar - HÜMAK Röportajı

HÜMAK’ı kısaca okurlarımıza tanıtabilir misiniz? HÜMAK 1988‘de bir grup öğrenci tarafından Hacettepe Üniversitesi’nde kurulmuş bir mağara keşif ve araştırma topluluğudur. HÜMAK’ı açıklayabilmem için

 
 
 
Swan’s Heavy Wings: Black or White? ...and both...

Centuries are spent by dilemmas which were presented to society behind a Dualism mask. Yet this dilemmas’ burden was mostly carried around by women, since even the body suffered against the mind for i

 
 
 
Style

Clapping sounds in the background As I put my concealer on The blush will turn me into a cute one Yet the lips are tricky Too easy to categorize Thus must be careful Not too red Not too big Nor small

 
 
 

Comments


bottom of page